Babil-i Cin 2’yi izlerken en çok sevdiğim (ve ürktüğüm) şey şu oldu: Korku, “uzak bir yerde” değil, bildiğin evin içinde başlıyor. Defne, yatalak babaannesi Reyhan’la yaşarken bakım işi iyice zorlaşınca yatılı bakıcı arıyor. Eve gelen Şeriman ilk bakışta sakin biri gibi duruyor ama kısa sürede his şu: Bu kadın sadece bakıcı değil, evin havasını değiştiren bir şey.
Film, ucuz jumpscare peşine takılmak yerine gerilimi yavaş yavaş biriktiriyor. Şeriman’ın geçmişte baktığı yaşlıların hep korkunç acılarla son günlerini geçirmiş olması, Defne’nin her adımını şüpheyle izlemene neden oluyor. Ben izlerken “şimdi ne olacak?” değil, “bu evde ne var?” sorusu daha ağır basıyordu.
Film hakkındaki düşüncelerinizi paylaşın