Başka Yolu Yok, daha adından itibaren “köşeye sıkışmışlık” hissini veriyor ve film gerçekten de bunu iliklerine kadar yaşatıyor. Park Chan-wook’un karanlık mizahı ve gerilim duygusu, bu kez “işini kaybeden bir adamın” çaresizliğine yaslanıyor. Man-su’nun bir anda işsiz kalmasıyla başlayan hikâye, kısa sürede modern hayatın acımasız rekabetine dönüşüyor: CV’ler, görüşmeler, umut kırıntıları… derken insanın içi sıkışıyor.
Ben izlerken en çok şuna takıldım: Film, “sıradan bir insan”ı adım adım daha sert kararların eşiğine getiriyor ve bunu yaparken seni de suç ortağı gibi hissettiriyor. Lee Byung-hun’un performansı etkileyici; Son Ye-jin’in sahneleri ise dengeyi kuruyor, sadece karanlığa gömülmüyor.
Kısacası Başka Yolu Yok, parlak bir “hayatta kalma” hikâyesi değil; daha çok, hayatta kalmaya çalışırken neleri kaybedebileceğimizi tokat gibi hatırlatan bir Kore filmi.
Film hakkındaki düşüncelerinizi paylaşın